Telefonum çalıyor, bugün senin günün değil mi diyerek, başlıyor sözlerine, sesinde hissettiğim bir gülümsemeyle evet diyorum doğru , en çok sonbaharı
seven benin en çok sevdiği yağmurlu bir günü. Sana bu ılık havada demli bir çay ısmarlayayım diyor, peki diyorum. Son yazdıklarımı okutabilmenin heyecanı içimde, Hava hafif hafif kararmaya başlıyor saat beş oldu, bu sabah başladığım Susanna Tamaro’nun ~ Yüreğinin Götürdüğü Yere Git kitabını okuyorum, zaman zaman saatte iki sayfa belki üç sayfa. Sonra akşam için anlatacaklarımın listesini sıralıyorum zihnimde, ne güzel bir gün nasıl güzel bir hava diye de iç geçiriyorum. Bu sonbaharın ilk yağmuru yüzümde, taneciklerini bir bir hissedeceğim. İlkbahar’ın yağmurlarında yürüyememiş, havadan virüs bulaşır korkusuyla ciğerlerime kadar soluyamamıştım. Geçen sonbaharın ilk yağmurlarını da Brugge’de çılgın kalabalıklar arasında ilk gidişimde hissetmiştim. Saat 17.25 olmuş, ilk okulda ödev teslim eder gibi özenle dosyalıyorum çekmecelerimde birikenleri. En sevdiğim mevsimin,en güzel yağmurlu günü, yüreğimin götürdüğü yere gitmenin tatlı heyecanı. Burnumda bergomat kokulu demli bir çay kokusu
09’20–