Su çatlağını bulur !

Son baharın son günleri,

iki günde olsa biraz kafa dinlemeyi, enerjimi yükseltmeyi başarmış durumdayım. Bazen çok uzun süreli olmasada, birkaç günlük yaptığımız işlerden, bulunduğumuz ortamlardan, sürekli birlikte olduğumuz insanlardan uzaklaşmak, farklı bir şehirde farklı bir bulut altında ıslanmak insana iyi gelebiliyor, negatif yorgunluklarımızı giderken yollarda bir bir dağıtıyor, dönüş yolunda pozitif duyguları bir bir kucaklıyoruz gibi hissediyorum bunu. Birkaç günlük dinlenme sırasında, son günlerde bahsi geçen bir online platformun ilgiyle beğenilmiş bir dizi serisinden bahsedeceğim.

Diziyi biraz yavaş buldum ama işlediği konu çok net ve güzel ifade edilmişti hatta geçenlerde bir Sancılı Dolma isimli yazı yazmıştım dizisinin konusunu, yazdığım yazı ile özdeşleştirdim zihnimde ve bu konuda yalnız olmadığımın farkında olunulması da beni sevindirdi. Dizinin son bölümünde bir psikiyatri hekimi ile ana karekterin bir konuşması var. Dizideki ana karekterin gittiği psikiyatr da kendisi için haftada birgün başka bir psikiyatr kliniğine gidiyor. Ve onun şu cümleleri için gerçekten etkileyici bir metin yazılmış,düşünülerek, içten.

Tedavi olduğunu düşündüğü hastasına son görüşmesinde şöyle sesleniyor;

Cesaretle yapılan her davranış delilik mi olur sence ?

Su çatlağını bulur !

Bastırdığımız, ortaya çıkaramadığımız, çevremizde, en yakınlarımızla, kendimizle bile açıkça konuşamadığımız, yaşayamadığımız duygular var. Hepimizde tüm insanlarda. Ama bu durum bazen sağlık problemlerine sebep olabiliyor.Bastırılan tüm duygularda, hayatımızın içinde çeşitli….

Su nasıl bir taşın üzerindeki çatlağını nasıl ki bir noktada bulur, bu duygularda….

Hayatımızın belli dönemlerinde duygusal bakımdan tıkandığımızı hissedebiliriz, hislerimizi nasıl ifade edemeyeceğimizi bilemeyebiliriz, hepimiz, tüm insanlar nedenlerle farklı dönemlerinde hayatımızın belli dönemlerinde duygularımızı bastırırız sanki bütün hislerimiz bir kafese tıkılmış gibi olurlar ve kaçmamak için direnirler içimizde büyük bir huzursuzluk oluşur ve bu durum sadece çevremizdekilerle olan ilişkilerimizi değil, sağlığımızı da etkiler. Duygular gereklidir ve faydalıdır, tüm duygularımızı hissedebilmemiz için kendimize izin vermemiz gerekir. Seni, beni, hepimizi kim olduğumuzu tanımaya ve istediğimizi öğrenmeye taşıyacak olan köprülerdir duygular. Duygularımızı bastırmak üzerimizde bir yük oluşturur, bazen kaldıramayacağımız kadar ağır olur bu duygusal yük ve olumsuz etkilerini de sağlımız bozulmadan anlayamayabiliriz.

Bu satırları işittiğim sırada aklıma ilk gelen şey şu oldu, insanlar neredeyse ikinci bahar dedikleri, ellili, altmışlı yaşlarına geldiklerinde sağlık problemleri ile uğraşıyor ve tüm dualarını, dileklerini, umutlarını ya kendi ya sevdiklerinin sağlıklarının iyileşmesi niyetine haps oluyorlar.

En güzel, en sağlıklı en verimli yıllarını duygusal yıpranmalar ile tüketiyor ve sonrasında onu onarmak için herşeyi herkesi gözden çıkarmaya başlıyorlar. Dizinin bir kısmında ilişkilerin var oluşu veya olmayışının kime nasıl ne hissettirdiği üzerinde durulmuş, bir kısmında dini inançların kişileri nasıl kalıplara soktuğu, bir kısım yerlerinde ise ekonomik sınıf ayrılıklarının açtığı yaralar, böyle algıladım. Eşarptan nefret eden bir anne ve babanın psikiyatr olan kızının, eşarplı hastalarına olan nefreti ve bu konuda tedavi olmaya çalışması, yalnızlığı…

İnsan sağlığı bedensel ve ruhsaldır. Eğer ikisi de iyiyse çok iyiyizdir. Biri iyi, diğeri kötü ise bu tamamen bizim nasıl hissettiğimizle alakalıdır ve diğerinin sonucu hislerimize entegredir. Bedenimiz hasta ve ruhumuz sağlıklı ise, olumluyu ve güzeli düşünerek bedenimizi tedavi edebiliyor tam tersi ruhumuz hasta ise, bedenimizi de beraberinde yara bere içerisinde bırakabiliyoruz.

Anın kıymetini bilmek, mutluluğun gelecekte olacağına inanmak yerine anı, günü, haftayı, ayı mutlu geçirmeye odaklanmalı, kendimizi iyi hissetmemize engel olan, bastırdığımız, derinlere gömdüğümüz, takılıp kaldığımız her duygumuzu iyileştirmek için emek harcamalıyız.

Günlük hayatta hepimiz hem kendi hem başkalarının hikayelerini dinliyoruz. Bastırılan duygulara tanık oluyor, dertlenen insanlara denk geliyoruz. İki kardeş arasında adaletsiz davranan ebeveynlerin çocukları arasındaki iletişim kopukluklarının o kardeşlerin arasındaki iletişime nasıl zararlar verdiğini, o kardeşlerin bastırılmış duygularını, eski eşinden küçük bir evladı olan bir insanın yeni eşi ile çocuğu arasında seçim yapmaya zorlanması şefkatin mi aşkın mı galip gelmesi, hayatını yalnız ve kimseniz insanlardan kopuk bir şekilde idame ettiren birisinin yalnızlığını farkına varması, balkonda çay içerken komşularının mutlu aile tablolarına iç geçirip evde gözlerinin içine dahi bakamadığı eşi ile bir davette çok mutlu görünmeye çalışma çabaları, çocuk sahibi olamayan çiftlerin yanlarında her çocuk konusu açıldığında zihinlerindeki sorular yumağının artması, babasını kaybetmiş bir çocuğun, arkadaşlarını babaları ile birlikte görmesi, vs. vs. saymakla örneklendirmekle bitmeyecek kadar çok..

Su çatlağını bulur, bu deyim çok hoşuma gitti..

Hayatta bir derdimiz bir sıkıntımız varsa onun bir çaresi bir çözüm yolu, bir çıkar sokağı elbet vardır.

Duygularımızı bastırıp, içimize atmak, sesimizi kısmak, ruhumuzu olduğu kadar bedenimizi de hasta ediyor ve biz bunun ne yazık ki çok geç farkına varıyoruz. Hayat ertelemeye, mutluluk gelecek günlerden beklenmeye değmeyecek kadar kısa. Anın keyfini sürmeli, huzurlu olduğumuz insanlarla veya ortamlarda daha çok vakit geçirmeye çalışmalı, hiçbir duygu ve düşüncenin esiri olmamaya özen göstermeliyiz.

Bastırdıkça derinlere inen, zihnimizde kartopu gibi yumaklanan duyguları, nefesimizle ötelememeli ve aklımızdan, ruhumuzdan ve bedenimizden dışarı çıkarmalıyız ki hayat bulup, sağlık bulalım..

Kimseyi sevmek zorunda değiliz ama insan olmanın gereği herkese saygılı olmak ve zarar vermekten uzak kalmaktır. İnsanlara olan davranışlarımızı gözden geçirmeli ona, buna zarar veriyor muyum ? diye düşünmeli ve yeterince saygı duyup duymadığımız kontrol etmek için kendimizi tenkit etmeliyiz. O zaman dünya daha güzel ve yaşanılabilir hale gelebilir..

Su çatlağını bulur; kimi sızar der dertlenir kimi akıp gitti der sevinçlenir. Önemli olan nasıl baktığımız ve nasıl gördüğümüzdür. Bastırdığımız duygularımızda yüreğimizin suyudur aslında; ya sızmasına izin vermeden hapsetmeli yada dışımıza taşmasına akıp gitmesine müsade etmeliyiz o çatlak hep var ve yalnızca müsade etmek istiyor muyuz onu düşünmeliyiz !

16.11.2020

Posted inGenel