Akşam için anlaştığımız vakitte yürüyüş yapmak için evden çıktım, karnım ne aç ne toktu. Olurdu bazen böyle keyfim yerinde olduğu zamanlar birşey yemek istemezdi canım, akşam yedi-sekiz kuşağı çay, kahve saatleriydi ve bünyemi sanıyorum böyle alıştırmıştım.
Yürüyüş alanına gitmek için araba ile biraz yol almak gerekiyordu. Aylardan Kasım ve hafif hafif kış yaklaşıyordu arabayı park edip indikten sonra araç içerisinde çalışan klimanın sıcaklığından havayı fark etmemiş olacağım ki, hava soğuktu.
Yaklaşık bir saate yakın, ağaçlı yollardan yürüdük.. Saat ilerliyor benim çay saatim geçiyordu. Yürüyüşün başladığı noktaya araçları park ettiğimiz yere geldiğimde ben kaçıyorum dedim, yürüyüş arkadaşlarımdan biri hadi bana gidelim bahçede güzel bir çay içelim dedi, bu fikre hayır diyemeyeceğim dedim. Sonbaharın son günlerinde, hafif buğulu bir gecede bahçede çay içmek, çayın bardağından taşan buğuyu izlemek keyfi hoşuma gitmişti. Tamam dedim ama ben demleyeceğim.
Son Afrika seyahatimde, Kuzey Afrika ülkelerinden birinde Fas’a gitmiştim. Fas’ta kaldığımız otelde her çay istediğimizde nane çayı getiriyorlar ve dışardaki hiçbir cafe ve restaurantlarda siyah çayı bulamıyorduk. Bir gün bir garsona sordum; bu ülkede siyah çay yok mu dedim ? Vardır ama kimse içmez dedi. İlginçti.
Fas’ta kaldığımız günlerden birgün, Marakeş’ten Atlas dağlarına seyahat planı yaptık grup ile. Ve bir berberi köyüne gitmeyi, oradaki yaşamları, hayatları görmek istedik. İnternetin çekmediği, oralarda hiç konum bildirimi(check-in) yapılmamış bir berberi köyü olan Tahannaout’a gittik. Köylere sadece 4×4 araçlarla çıkılabiliyor ve bu araçları şehir merkezinden önceden kiralamak gerekiyordu. Bu araç kiralama hizmeti veren şirketlerin köylerde anlaşmalı olduğu evlerde birkaç saatliğine misafir olunabiliyor, öğlen yemeğini yiyebiliyor ve evlerin içini, bahçelerini, balkonlarını görebiliyorsunuz. Bu köydeki evler benim hayalimdeki Mardin evleri gibiydi. Mardin’i hiç görmemiştim, ama Mardin’i çok okumuş ve fotoğraflarını incelemiştim. Ama hiç varamamıştım. Köye vardığımızda eski Mardin diye iç geçirmiş, bir gönül bağı kurmuştum Tahannaout ile Mardin arasında.. Bizi karşılayan ev sahibinin üzerinde uzun kapşonlu, kafasının yarısına kadar kapalı bir kıyafet vardı evin babasında. Köydeki erkeklerin çoğunda da aynı kıyafet vardı. Onaltıncı yüzyıl kıyafetlerini anımsatıyordu. Bizi balkonda misafir etti. Kahvaltılıklar, ikramlar getirdiler ve bize Fas’ın meşhur nane çayının nasıl demlendiğini gösteren kısa bir gösteri yaptı ev sahibi. Gösteriyi izledikten sonra Çin’in meşhur yeşil çayınında aynı yöntem ile demlendiğini hatırladım.
Bir çaydanlık vardı, küçük bir tüpün üzerinde ve çaydanlığın üzerinde bir porselen demlik. Biliyordum aslında işin sırrı porselen demlikteydi, bunu siyah çayda kaç kez tecrübe edinmiştim.
Çaydanlıktaki su ısınıyordu o sırada üst porselen demliğe nanaleri ekledi adamcağız, ağzını kapattı aradan biraz zaman geçti demlikteki su kaynamaya çok yakın bir noktada kaynatmadan suyu nanelerin üzerine boşalttı ve birkaç dakika sonra simsiyah bir suyu nanenin olduğu demlikten boşalttı naneyi yıkadığını söyledi. İkinci aşamada tekrar su kaynamaya yakın bu sefer nanelerin üzerine suyu aldı ve beklemeye bıraktı. Alttaki demliğe su ekledi, nanelerin şimdi aromasının suya karışmaya başladığını anlattı ve son demlikteki su yine kaynamaya yakın bir noktada üst porselen demliği tam olarak doldurdu.
Ve sonra o çayları yüksek bir mesafeden bardağa doldurarak bize ikram etti, ben tabii hem çayın tadını merak ediyor hemde bardakların halinden biraz içmeye çekiniyordum. Birkaç ısrara rağmen içtim çay mükemmeldi ama bardağın şekini pek sevmemiştim. Bu olayın hikayesini sorduğumuzda şunu öğrenmiştim; birincisi çay demlenirken asla su kaynatılmazdı nedeni, suyun kaynama noktasına vardığında içerisindeki oksijenin uçup gitmemesiydi. İkincisi ise çay demlikten bardağa yüksek bir mesafeden dolduruluyordu ki, havadaki su bardağa düşene kadar oksijenle karışsın. Demekki lezzetli çayın sırrı oksijendi.. Bahçedeki su kaynama yaklaşıyor, ben bir yandan bu satırları yazıyor bir yandan da suyun kaynama noktasına saniyeler kala suyu ocaktan almayı hesaplıyor, gözucu ile demliği süzüyorum. Bu kadar bilgiyi, zihnimdeki, Kuzey Afrika, Tazuta raflarından çekip aldığıma göre bu akşam güzel bir çay demlemek zorunlu oldu..
Çayı oksijenle buluşturduğunda lezzetlenir,
o hâlde herşey ehli ve dengi ile buluştuğunda lezzetlenir, keyfiyetlenir..

Kasım’2020 anılarım arasında serpiştirilen satırlar…