Yüreğimdeki Tutku !

Kendimi izliyorum, kendimi dinliyorum, uzaktan kendime bakıyorum. Hakkımda kısmında bahsi geçen Rebecca’nın bir cümlesi ile hayatımın yönünün değiştiği bir nokta var bir an bir zaman. Senelerdir ailemden, işten, sevdiğim insanlardan, okuma ve öğrenme saatlerimden, mecburen yapmak zorunda olduğum sorumluluklarımdan arta kalan zamanlarımda en çok yaptığım şey dünyanın bir ucunda bazen adını bildiğim bazen de o gün öğrendiğim, okuduğum gördüğüm bir şehrin keşfine çıkmak en ince ayrıntısına kadar araştırmak, okumak, sonrasında gecenin aynı bu saatlerinde olduğu gibi bazen ikisinde bazen üçünde o şehre gitme planları yapmak o ülkede adım attığımı hayal etmek o insanların arasına karıştığımı görmek.. Yol benim için yaklaşık on yıldır “tutku” içimde uzaklara, keşfetmediğim adım atmadığım ülkelere, şehirlere beni çeken bir tutku.. Sanki kendimden bir izlerin oralarda var olduğu hissettiğim gidip varmanın kavuşmanın derin bir heyecanı. Bazen bir Netflix dizisinde keşfettiğim dönüp dolaşıp aylar sonra kendimi oralarda bulduğum, aylarca günlerce araştırdığım bir serüven yollar, yolculuklar. İnsan yaş aldıkça yıllardan bir şehre, bir işe bir eşyaya bir yüreğe bağlanmanın ne kadar gereksiz ne kadar boş ne kadar anlamsız olduğunun farkına varıyor ve büyüdükçe ayağındaki tüm prangalardan kurtulmak için ömrünü harcayarak çaba sarfediyor. Bazen de insan bunu daha küçükken farkediyor ki o zaman kendini daha şanslı hissederek kalan zamanının kıymetini daha iyi anlıyor. İşte o zamanda hep yeni yollar, yeni maceralar, yeni dostluklar, yeni maceralar arıyor hayattan ve bir kez bunun keyfine vardığında artık yollar, uzaklar, başka diyarlar, başka şehirler, ülkeler hayatının vazgeçilmez bir tutkusu olarak içine işliyor.. Öyle ki bazen Helsinki’de içtiği bir bardak buzlu, çilekli ve naneli dağ suyu özlemi burnunda tütüyor…

11.04.2022

Yazı kategorisi Genel